Hasta Gül
Bu yazı 6 ay 22 gün önce yayınlanmış olduğundan güncelliğini yitirmiş veya içeriğindeki bilgilerin geçerliliği kaybolmuş olabilir.Yorum yazarken bu durumu göz önünde bulundurun!Güller de hastalanır, bilir misiniz dostlarım?..Önce rengini, sonra esnekliğini, daha sonra da kokusunu kaybeder.Ele, avuca sığmaz hale gelir.Un ufak olur, şöyle bir tutarken.Aslında gülün hastalığı dalından koparılırken başlar.Suya da koysan, altın vazoda da muhafaza etsen iflah olmaz.Acımadan koparılıp, budanıp, sana 20 liraya satılır.Sırf güle, yüzüğe, ota, samana kanıp gönül açanlara aracı olsun diye.Sırf gaddar bir burun tüm kokusunu emsin diye.İşte benim de bunları yaşamış, hasta bir gülüm var…
Bu gül ki, ne koparıldı, ne budandı, ne de koklandı…Benim gibi bir zalim koparacak gibi, koklayacak gibi oldu, yapamadı…İyi ki de benim gibisine bel bağlamadı.Diliyle, eliyle seviyorum deyişlerine kanmadı.Zamanla bu zalimin de içi acıdı.Nefret ettiklerini, saplantılarını, intikam duygularını bir kenara fırlatıp, attı.Çünkü öylesine kırmızı, öylesine canlı, öylesine güzel bir güldü ki o gül, kıyamadı…Şimdi uzağımda ama baş ucumdaki vazoda gibi.Kokusu geliyor ama görünmüyor gibi.
İnsan evlâdının aciz kaldığı en bilindik ÅŸey ölüm.Bazen ölümsüz olsak neler olurdu diye düşünmüşümdür.7 kuÅŸak sonraki torunlarımızı görsek, 500 yaşına gelip sadece kemik kalsak, oturacak ev, binecek araba bulamayacak kadar çoÄŸalsak, ağırlığımızdan Dünya yörünge deÄŸiÅŸtirse, tüm su ve yiyecek kaynakları tükense, hayvan ırkları mutasyon geçirse veya nesilleri yok olsa diye kurgulamışımdır.İyi ki ölüyoruz.Aslında ölümü kabullenmemek veya ölümden korkmak sadece genç yaÅŸtakilerin başına gelmesinden veya ızdırap yüklü geçmesinden dolayı olmalı.Herkes 70′li yaÅŸlarında, yatağında uyurken ölmek ister…Ölüm Hak’kın emri, ÅŸu gençlikte olmasaydı…
Benim gülüm mücadele edecek.Solmayacak, kurumayacak.Çünkü benim gülüm o.Ben gibi kararlı, azimli, güçlü, cesur…Ölümden korkmaz, kaçmaz! O dalında güzel, kopartamayacaklar! Kopartmayacağım! Benim için olmasa bile savaşacak.Çünkü ben onu seviyorum.Menfaât beklemeden, istifade etmeden…Kopartmasam da, koklamasam da seviyorum.Üzerindeki su damlalarıyla, gövdesindeki dikenleriyle seviyorum! Solmadığını bilmek, kuruyup ufalanmadığını bilmek yetecek bana.Eski bir kitabın arasına sıkıştırılamayacak kadar, ayran budalası bir züppe kıza verilmeyecek kadar, özünün pahalı bir parfüm şişesine hapsedilmesine müsaade etmeyecek kadar seviyorum!..
Tedavi ol.Elinden gelenden fazlasını yap.Kaderini kabullenip, feleğe boyun eğme.Alnına yazılmamışı yazılmış görme.Araya tükenmez yıllar girse de, saçlara karbeyaz aklar düşse de, damarlardan kanlar çekilse de bir merhaba fısılda bana.İki dudağının arasından çıkan bu esinti fırtına olur, lodos olur erer bana! Sakın solma.Kuruma…Vicdansızlığımı, vahşiliğimi unut.Unutma, gönül katillerinin işi, eli kanlı bıçaklı katilden daha zordur…Sana söz verdiğim şiiri şimdi bitiriyorum:
Gözlerinden akan kanlı yaşlar yanağını bulamış zindan gözlüm,
Usulca siliyorum nasırlı, günâhkar ellerimle…
Lila rengi akşamlarda, açık pencerede savrulan perdeyle beraber,
Esen rüzgarın söylediği şarkıyla uğuldarken kulağımıza ölüm,
Alay edercesine birbirimize sarılıyoruz, hiç ayrılmamış gibi gülüm!..
Ömrüm oldukça seni hatırlayacağım.SaÄŸ kal…













Yorum Yaz