Morocco (Fas) Casablanka Yolu
Bu yazı 6 ay 11 gün önce yayınlanmış olduğundan güncelliğini yitirmiş veya içeriğindeki bilgilerin geçerliliği kaybolmuş olabilir. Yazıya yorum bırakırken bu durumu göz önünde bulundurun.Ne güzel bir şehir Casablanka! Her evden arapça müzik sesleri yükselir.Aklıma mezheke ve peçeli dansözler geliyor direkt. :) Çatılar kubbe gibidir.Sokaklarda arapça afişler, sol tarafta dilenciler, sağ tarafta altın işlemeli giysileriyle soylular…Sefaletin de zengiliğin de en üst düzeyini görebiliyoruz burada.Şehir meydanının dibindeki sevgililer parkını da.Fakat kimse el ele bile tutuşmuyor.Sadece gözleriyle konuşup, sevişiyorlar.Yeşil şapkalı polisler, beyaz entarili süvariler.Kahve kokuyor buram buram yollar.Şehir iki kısımdır burada, bir çölden öncesi, iki çölden sonrası.Sahildeki taraf tamamen ihtişam dolu bir hayatın, iç kesimlere yakın olan taraf tamamen fakir ve bedevi hayatın göstergesi.Okyanus berisinde, Cebelitarık ötesinde, bambaşka bir dünya Fas!
Çanakkale Boğazı’nın Ege’ye açılan ağzında başladı maceramız.Püfür püfür esen yaz esintisi, rüzgar gülümüzü deliler gibi döndürüyordu.Sancak tarafta puntellerden tutunmuş Yunan kıyılarını seyrediyorum.Kadir İnanır’ın Bodrum Hakimi filmindeki müzik kulağıma çalınıyor o an.Gözlerimin önüne yemyeşil üzüm bağları, taş evleri olan şirin şirin kasabalar geliyor.Uçurumla birleşmiş mavi atlasın haşmetle kayaları dövmesi canlanıyor gözümde.Güney Pasifik’deki Mercan Resifleri beni tropikal dünyaya götürüyor.Çekik gözlü, melez, yapraktan etekleri olan bir kızın bana ananas yedirdiğini hayal ediyorum.Buz dağları arasında keskin manevralar yapıyoruz sanki.Kıç taraftan gelen bir sesle irkiliyorum o an.İkinci makinist beni çağırıyor. :D
Geceli gündüzlü vardiyalar başlıyor.Çekmeyen telefonlar ellerimizde, sadece oyun oynayabiliyoruz.Televizyon arada çekiyor, o da zaten karasal yayın.Hangi ülkenin kıyılarına yakınsak o ülkenin kanallarına mahkumuz.Reis salona gelip vcd’ye bir film koyuyor da rahatlıyoruz. :) Fırtınalar yağmurlar başlıyor.Mutfakta devrilmedik tencere kalmıyor.Bir sağa bir sola metronom gibi yalpalanıyoruz.Sığınıcak sığlık arıyoruz.Gökkubbe adeta ikiye ayrılmış gibi görünüyor.Geceleri yıldızlardan başka tek ışık yok etrafta.Ege’nin ılık sularından Akdeniz’e doğru dönüyoruz.Yunus balıkları şarkı söyleye söyleye bizimle yarışıyor.Kıç taraftan salladığımız kancaya kuzu kadar ton balığı takılıyor.Akşam yemeğinde mangalda balık yiyoruz, rom içiyoruz.Sabah vakti Sicilya’yı izlerken doğudan ilk güneş ışıkları çay bardağıma yansıyor.Gözümü alıyor bir süre.Yosunların, balıkların kokusunu gözlerim kapalı, burnumdan içime çekiyorum derince.Bazen yaşlı bir tayfa, bazen akranım bir miçoyla konuşuyorum.Günlerdir seyir sırasında hep aynı simaları görmek, onları ailemden bir parça saymama yetiyor.Hepimizin ortak amacı o gemiyi yürütmek…
Cebelitarık’tan geçerken İspanyol ve Arap televizyon kanalları birbirine karışıyor.Boğazın her iki yakasına da sanki kuvvetlice uzansak değecekmişiz gibi hayaller kuruyorum.Boğazdan kurtulup okyanusa varınca, bir iç deniz ile bir okyanusun arasındaki farkı daha iyi anlıyorum.Sular sanki daha mavi, daha derin.Sonsuz boşluk gibi ummanlar.Dalgalar neredeyse orta boy bir ada kadar.Nihayet Afrika’nın kuzeyine doğru rotaya giriyoruz.
Vardiya saatim yaklaşınca uyanıyorum.Kamaramın fenerlerini yakıyorum.Akdeniz’in en eski korsanlarından Vikingler aklıma geliyor.Fenerleri meşale olarak hayal ediyorum.Metallerden bunalmış olarak ahşap bir gemideymişim gibi düşlüyorum.Sağ elimin yerinde kanca, sol gözümde korsan maskesi, bacağımda tahta, omzumda Altmış yaşında bir papağan, kınımda eskrim sporundaki ince kılıçlardan varmış gibi hissediyorum.Saatime bakarken koluma bağladığım el yapımı ilkel bir pusulaya bakıyorum sanıyorum.Tüm bu hayalleri kurmamdaki sebep o an geçtiğimiz yerlerden, yüzlerce yıl önce o gemilerin ve o tarz insanların geçmiş olduğu düşünceleriydi.İş elbiselerimi giyip makine dairesine indiğimde tüm bu hayallerim suya düşerdi. :)
Nihayet günlerce çektiğimiz yol eziyetinin meyvelerini alıyoruz.Fas kıyıları görünüyor.Bütün boştaki mürettebat toplanıp izliyoruz.Ülkenin karasularına girince anlı şanlı Türk bayrağının yanına bir de ülkenin bayrağını göndere çekiyoruz.Ambar kapaklarını kontrol ediyor tayfalar.Az sonra yük limanda boşaltılıp, görev bütünüyle tamamlanacak.Karaya yaklaşınca romorkör refakat ediyor gemimize.Kılavuz kaptanı içeri alıyoruz.Afrika kıtasının bu ilginç Arap ülkesine sonunda yanaşıyoruz.İskele dubasına halatlarımızı geçiriyoruz.Makina dairesine sadece yardımcı makinanın sesi hakim oluyor.Seyir sonrası rutin işlemlerimizi yapıyoruz.Artık iş vinçlerde ve tayfalarda.Yük indirme işlemine geçiyoruz.Aksilik olmazsa üç gün kadar Casablanka’dayız…
Fas’da kaldığımız süre içerisinde Casablanka’nın pek çok yerini gezme şansım olmuştu.En çok ilgimi çeken yer pazar yeri olmuştu.Tıpkı bilgisayar oyunlarından fırlamış bir yer veya Mustapha Akkad’ın eski bir filminden bir set gibiydi burası.Öyle bir histi ki bu, sanki hurma ağacının arkasından at üstünde bir çöl fedaisi çıkagelecek gibi ya da her an bir deve kervanı geçecek gibi.
Fas’a giden bu yolda yaşadıklarımı ve hissettiklerimi ömrüm oldukça unutmayacağım.Şimdilerde düşününce sanki rüya görmüşüm gibime geliyor.Ne kadar tatlı maceralarmış meğer.Çok da kısa sürmüş o yol.Halbuki o zamanlar seyir bitse de demirlesek diye sabırsızlanıyordum.Fas’ı eski Aston Villa’lı futbolcu, Fas vatandaşı Hadji’lik kadar bilenler bence araştırmalı ve hatta mutlaka ziyaret etmeliler… :)













Yorum Yaz