Ne Kadar Sadıksın?
Bu yazı 7 ay 19 gün önce yayınlanmış olduğundan güncelliğini yitirmiş veya içeriğindeki bilgilerin geçerliliği kaybolmuş olabilir.Yorum yazarken bu durumu göz önünde bulundurun!Sadakât dediğimiz şey aslında bir durum.Psikolojik bir sürecin duygu buhranı.Adeta bir şartlanma.Fikir ya da düşüncelerin iyimser yanı.Kime ve neden, ne gibi durumlardan veya olaylardan sonra sadık kalırız?Bu konuyu hiç araştırdınız mı?Eminim şuanda pek çok okuyanın üstünde durmadığı veya merak etmediği bir konuydu bu…
Bir nesneye, hatıraya, kişiye, kısaca soyut, somut olan birtakım şeylere sadık kalınır.Mesela yeni bir bilgisayar alırsın fakat eski klavyeni muhafaza eder, onu kullanırsın.Çünkü sevgilinle ilk o klavye vasıtasıyla iletişim sağlamışsındır, yazışmışsındır.Bu durum o klavyeye sadık olduğunu gösterir.Onun plâstik bir çöp yığını olmadığını benimsemişsindir.Hala işlevini koruyarak faal durumda olmasını sağlamışsındır.Konuya daha da geniş bir boyut kazandırmaya gerek yok aslında.Sadıksındır, çünkü önemsiyorsundur.Fakat bir de emektar monitörün vardır.Bunu bundan önceki bilgisayar yenileme operasyonunda da değiştirmemişsindir.Çünkü bu daha da eski sevgilini sana ekranda sunan, onu ilk gördüğün monitördür.Şimdiki yenilemede bu monitörü değiştirecek misin?Büyük ihtimal değiştirirsin, çünkü yeni bir sevgilin vardır.Şimdi bu durumda sadakâti tetikleyen faktör olan önemseyiş kavramı mı zarar görmüş oldu?Yani önemi azalan hatıraya sadık kalmadın…Yeni hatıranın, eski hatıraya nazaran daha fazla önem arz ettiğini düşünür oldun.Hayır hayır, hiç sadık değilsin…
Bir önceki paragrafta vermiş olduğum örneğin aslında konuya farklı boyutlar kazandırmasının yanı sıra, mecazi bir anlam yüklediği de apaçık ortada.Önemli görülen şeylere sadık kalınması bir bakıma mantıklı, fakat bazen önemsiz olmasına rağmen sadık kalmamız gereken şeyler de vardır ya da hoşumuza gitmediği halde katlanmak zorunda olduğumuz şeyler diyelim.Ayırt edilemeyen durum bu aslında.Zorunluluk mu, sadakât mi?..İki unsurun ortak özelliği olarak katlanmayı mı gösterebiliriz?Kendimizi mecbur mu hissediyoruz yoksa içimizden mi geliyor yaptıklarımız?Tüm bunların muhasebesini yapamayacak kadar güç durumlarda olabiliriz.O zaman ne yapalım, intihar mı edelim?..Bu soruların cevabını arayabilecek takâtte olup da çaba sarf etmeyenler intihar etsin bence.
İkili ilişkilerde bu sadâkatle bağlı kalmak olayına genelde değil, tamamıyla partnerlerden birinin araya üçüncü bir şahsı sokması açısından bakılır.Belki partnerin aranıza sokmamıştır o üçüncü şahsı, belki de o üçüncü şahıs bir şekilde zorla ya da hile ile dahil olmuştur.İşin iç yüzünü anlamak yerine direkt köpürürsün.Hani seyyar dağları sen yarattın ya, hani sütten çıkmış beyaz çay kaşığısın ya, hemen atlarsın namusunla, şerefinle kaplan gibi.Pekâla sen ne kadar sadıksın?Ağzından sevgi sözcükleri çıkmadı mı zamanında?Her daim yanında olacak, koruyacak, sevecek, anlayış gösterecek insan sen değil miydin?Hemen harcarsın o an.İşte sen de sözlerine ve kendi lanse ettiğin özüne sadık kalmadın.Sadece bir yatak, bir kadın, bir erkek ve bunların senteziyle ortaya çıkan hareket-bereket prosedürüne riayet edilmesi değil ki sadık kalmamak…
Sadık olmak sözünü tutmaktır.Ne pahasına olursa olsun söylediklerini ve düşündüklerini asla saptırmamaktır.Aynı doğrular ve kırmızı çizgiler üzerinde muhafaza edip, sürdürmektir.Yüksek sadâkat veya alçak sadakât diye birşey yoktur.Ya sadık kalmışsındır ya da ihanet etmişsindir.Bunun boyutlarını karşı tarafın gördüğü zarar tayin etmez.Öncelikle kendi kişiliğine, karakterine, düşüncelerine ve tarzına sadık kalmasın, çünkü kişilere veya nesnelere çeşitli konularda sadık kalmak zaten buna bağlı.Şimdi sor kendine, ona ne kadar sadıksın?…













Yorum Yaz